İnsan Üzerine Laf Etmek


İnsan, esrar-ı hakikattir. Halet-i ruhiyesi labirentlidir. Ne yapacağı belli olmayan ve ne yaptığı anlaşılmayan bir canlı. Bir o kadar meraklı ve heyecanlı. Mana âleminde Eşref-i Mahlûkat, madde âleminde insan. 

Ete Kemiğe bürünüp kendi gibi görünen insan… 
Evet İnsan, esasında bir aynadır. Bu ayna temizlenir parlatılırsa, nesneleri açık bir şekilde yansıtır. Bu insan denilen ayna temizlenmediği takdirde görüntü ya hiç yoktur, ya sislidir veya eğri büğrüdür ve bu yüzden de aldatıcı olur. Çünkü insan kime bakarsa baksın, gördüğü kendisidir. Karşısında gördüğü her şey aynaya yansıyan kendi görüntüsüdür. Kendini düzeltenin görüntüsü de düzelir ve böylece aynadaki düzensizlik kaybolur. Görülen surettir, hakikat ise o suretin içindekidir.

Bu nedenle aklın varlığı insanoğlunu yaratılmış bütün canlı ve cansız varlıklardan farklı ve sorumlu kılmaktadır. Kâinata bakıldığı zaman küçük bir âlem olarak algılansa da, hakikatte insan kabına ve âleme sığmayan bir hayal-i ekber gücüne sahiptir.
“Gerçeği anlayıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada, hem de kendi içlerinde göstereceğiz.”(Fussulet :53)

Kur’ân-ı Kerîm de altmış beş yerde insan, on sekiz yerde ins, bir yerde de insî geçmektedir. Ayrıca bir âyette enâsî, 230 yerde nâs şeklinde çoğul olarak yer almış olup İnsanı bütün yönleriyle ele alınmış, konuyla ilgili âyetler onun varlığını, önemini ve amacını bütünlük içinde temellendirmiştir. Aslı topraktan olan insana, Allah “ruhum” dediği varlık ilkesinden bir soluk üflemiş, ona “isimlerin tamamını” öğreterek bu isimlerin gösterdiği varlık şemasını kavratmış, nihayet meleklerin insana secde etmesini istemiştir. İlk insanın eşiyle birlikte cennetten çıkarılışı bir yandan insanın zaaflarına, öte yandan sonunda yeryüzünde halife kılınacak olan bu seçkin varlığın kaderine işaret etmektedir. (Aslında kafa yorulması gereken ve açıklığa bir nebze de olsa kavuşturulması gereken konulardan biridir.)

Üstat şair Mehmet Akif Ersoy “İnsan” adlı şiirinde insan-ı ulviyi şöyle anlatmaktadır:

“Haberdar olmamışsın kendi zatından da hâlâ sen,
Muhakkar bir vücudum dersin ey insan, fakat bilsen,
Senin mahiyetin hattâ meleklerden de ulvidir:
Avalim sende pünhandır, cihanlar sende matvidir;
………………………………………………….,
Edeb-i Kudret’in beytü’l-kasid-i şi’ri olmuşsun;
Hâkim-i fıtratın bir anlaşılmaz sırrı olmuşsun.
Esirindir tabiat, dest-i teshirindedir eşya;
Senin ahkâmının münkadıdır, mahkûmudur dünya.”

Evet, insan bu kadar önemli değerlere sahipken kendini madde ile sınırlayan, içindeki mana kuvvetinin farkına varamadan yaşayan bir garip hâl içerisinde olan muamma bir varlıktır.  

Mevlana der ki;

Kul, varlığından mutlak olarak fani olmadıkça tevhit, onun katında tahakkuk etmez. Tevhit, hulûl değildir; senin yok olmandır; yoksa asılsız laflarla batıl, hak olmaz. Yokluğa dair çeşitli sözler söylediler; haberleri bile yokken mânâ incisini delmeye kalkıştılar. Dünyadaki gizli şeyleri anlamadılar; önce çenelerini oynatıp durdular; sonra yatıp uyudular.

Sağlıcakla kalın…
 

aticikadir@outlook.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
26Ekm

İnsan Üzerine Laf Etmek

06Ekm
28Eyl

Kültürel Miras ve Turizm

20Eyl

İslam ve Estetik

08Eyl

Fatih Ahmed Herberdi