Yukarı Şehir - Aşağı Kent


İnsanlar, yaşadıkları şehrin kültürünü oluştururken, şehirlerde insanların kültürünü arttırır, ya da eksiltir.”

Yukarı Şehir ve Aşağı Kent... Biri bizden olan,  bizimle olan, bizi anlatan ve anlayan, soyut ve cana yakın, insancıl... Diğeri bizim dışımızda, somut, maddesel, soğuk ve mat... Anlamak gerek yukarı şehrin anlamını, duymak gerek bu şehrin bize anlattıklarını...

Ey talip! Tarihi mekânın içinden bir yabancı gibi gelip geçme. Etrafa boş gözlerle bakma. Gir Yukarı şehrin kalbine ve hisset bu şehrin ruhunu. Göreceksin, zamanın kıymetini bilip, Hay-r-at ile geçiren cevherleri.

Uzaklaş Aşağı kent olgusundan, sıyrıl az da olsa maddeden, seni zamana esir eden andan, makileştiren borandan... Kentten... Mimariden, estetikten yoksun beton yığınlarından sıyrıl, gözün hakkını vermeyen, insan ölçüsünden uzak binalardan sıyrıl... Geç candan, korkma, sen olandan...

Gel ey talip, subasmanı taş, üzeri kerpiç konağımızda, doğanın bir parçası olup cihannümada âlemi temaşa edelim. Bir de bu pencereden bak, yukarı şehre. Bak bakalım sana neler sunuyor. İç avlumuzda hayat bulalım. Ahşap cumbada Arnavut kaldırımlı dar sokağımızı, mütevazı evlerimizi, mahallemizi seyredelim. At arabalarının o dar sokaklarda yankılanan sesini dinleyelim. Gel, ev içindeki tavan süslemelerinin raksını izleyelim… Meydan Çeşmesinde buz gibi akan sudan abdest alıp, Attarlar çarşısından geçerek Sara Hatun Camiine gidelim. İmam Efendinin sohbetine kulak verelim. Can gelsin canımıza da, can olalım...

Ey talip! Bırak seni içinde eriten,  zamanını çalan, ruhunu daraltan kent olgusunu... Bırak, üç oda bir salonu... Soğuk olan duvarları, hayatsız geçen mekânları... Bırak! Zamanla yarışan insanları, vakit nakittir diyenleri...

Zamanla yorulma, zamanla yoğrul. Zamanı ezan olan insanların, yaşama hayat kattığı mekânlara karış, halet-i ruhiyeni dinlendir. Kurşunlu cami önündeki çınar ağacının gölgesinde bir yudum çay ile hay’atı zamana, zamanı bekaya kat.

Makamı olmayan müzikler, mekâna hitap etmez.

Ey talip! Aşağı kentin içi boş, dışı boş müziklerine biraz ara ver ve Sükût et. Kulak verdiklerin iç âleme yansır. İç’de âlemde seni yansıtır. Hikâyesi nahoş olan müziğin sözü de nahoş olur. Makamı olmayan müzikler, mekâna hitap etmezmiş.

Ey talip! Yukarı şehrin musikişinaslarına kulak ver, duygularını kattıkları makamla mekânın nasıl ahenkle fasıl geleneği içinde musikiyi icra ettiklerine bak. Harput peşrevi ile başlanan ve buna uygun olan türkü ve uzun havalarla devam edilen, ahenk bozulmasın diye arada kullanılan “geçki” sazını ve son olarak da hareketli türküler söylenerek son bulan Kürsübaşı sohbetleri faslını hisset. Kulağa fısıldanan kültürü dinle. 

Gel ey talip! Sendeki seni bul bu hayatta...

aticikadir@outlook.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
26Ekm

İnsan Üzerine Laf Etmek

06Ekm
28Eyl

Kültürel Miras ve Turizm

20Eyl

İslam ve Estetik

08Eyl

Fatih Ahmed Herberdi