Medeniyet Perspektifinde İnsanı İnşa Etmek


Medeniyetler, insan yaşam kriterlerinin ve alanlarının belirlenmesinde önemli bir konumdadır. Medeniyetin yansıdığı ve yaşama olanağı bulduğu ortamlara MEKÂN, mekânların oluşturduğu alanlara ise ŞEHİR denir. Çünkü medeniyet mekânları, mekânlarda şehirleri kurar, şehirler de kurulmasına öncülük eden medeniyetleri içinde barındırır ve yaşatır.

Bu nedenle insanlar dünya görüşlerini yaşanabilir bir hale getirebilmeleri için onu yaşamlarına aktarmak zorundadırlar. Çünkü sosyal bir varlık olan insan, içinde yaşam bulacağı bir hayat tarzı ve ondan gelişen bir dünya olmasını istiyorsa önce onu inşa etmeleri gerekir. 

Kendi dünyalarını kuramayanlar başka bir kültür ve medeniyetin yaşam tarzına mahkûm olurlar. Atalarımızın oluşturduğu kültürel mirasa sahip çıkmak ve yaşamlarına yansıttığı kültürel yaşam tarzına vakıf olmak kadar, geçmişten beslenip bugünün de verileriyle bu çağın mimari anlayışını insanın inşası nezdinde yeniden oluşturmak da elzem ve önemlidir. Yoksa mimaride ve yaşam tarzında tek tiplileşen dünyada daha fazla ileri gidilemeyeceğini bilmeliyiz. Global çağda, batı tipinde tek tiplileşen şehirlerle ve makineleşen insan yaşamlarıyla hayatımızı idame etmek zorunda kalırız.

Ahlaklı bir nesil, kültürlü bir şehir inşa eder.

İnsanın inşasına harcanmayan bütün amaçlar boşa gider, belli bir noktadan sonra toplumsal yozlaşının yayıldığını ve bu kez de, neden yozlaştık?... diye çareler aranmaya başlanır.

İnsan inşası, yaşadığımız yere kültür aşılar, kimlik katar ve geleceğe güvenle bakmayı sağlar. Bilge mimar Turgut Cansever’in yerinde tespit ettiği gibi;

Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.

Peki, insan nasıl inşa olunur?

Medeniyeti tasavvurunda bir dünya inşa etme veya hayatı güncelleme yollarından biri olan “İnsanı inşa etme”; Medeniyet perspektifinden bakarak Ahlâk, ilim ve sanat gibi temel dinamitlerle olacaktır. Öyle ki, bu temel dinamitler erdemli insan yetiştirme veya böyle bir toplum inşa etmenin önemli unsurlardan biridir.

Bu ivmeyi yakalayamadık mı, şehirlerde beton yığınlarının içinde bakışımızı, anlayışımızı, estetiğimizi, geleceğimizi yani her şeyimizi insanlığımızı kaybeder, sonra da aramaya mecal bulamayız.

Ecdad yadigârlarına sahip çıkılmazsa, şehirde yaşayan insanlara tarihi yapıların olduğu mekânları yaşatıp aktarılmazsa şehir kimliksizleşir ve o şehir de yaşayan toplumun da kültürlerini unutmasına, yaşadığı şehre karşı aidiyetlik duygusunun yok olmasına sebep olur. Bu durum da, hayat tarzı genellikle başkalarına özentiyi ve kendi olma halinden uzaklaşmayı, ecdat yadigârlarına bir soğuk bakışı sonrasında kültürel buhranı ve toplumsal depresyonik hallerin belirmesine neden olur.  

“……………………………………………..

Diye dursun atalar: 'Kal'a içinden alınır.'
Yok ki hiç bir kişiden... Millet-i merhume sağır!

Bir değil mahvedilen devlet-i islamiyye...
Girdiler aynı siyasetle bütün makbereye.

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; 
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

(İstiklal Şairimiz, mütefekkir Mehmet Akif Ersoy)

aticikadir@outlook.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
06Ekm
28Eyl

Kültürel Miras ve Turizm

20Eyl

İslam ve Estetik

08Eyl

Fatih Ahmed Herberdi

10Ağs

Palu'yu Yeniden Keşfetmek