Kadir Atıcı

Sanat, Yaşam ve Mimarlık

Kadir Atıcı

Tarih, edebiyat, sanat, kültür vs…

var olan bütün bilimlerin temelinde aslında doğrudan insanın tarihi bulunmaktadır. İnsanın tarihi bilinmeden yapılan bütün gözlemler ve araştırmalar hep yarım kalır. Geçmişi anlamak aslında insan algısı ile alakalı olan bir durumdur. Bir milletin tarihini ve sanatını konuşulacaksa öncelikle o dönem insanının gözüyle hayata bakmak lazımdır. Çünkü iç dünyaları idrak edilmeden yapılan konuşmalar sığ kalır. Yaşanmışlıklar, ilmek ilmek sanatta kendini hissettirir.

Neden, niçin ve nasıl gibi bir mimari eserde sorulan sorular bizi çıkmazlara gark ettiği gibi, çözüme de yakınlaştırır. Selçuklu halkının nasıl yaşadığına bakmadan sanatını tanımlamak, Osmanlı halkının yaşam felsefesini bilmeden, ya da Anadolu coğrafyasında var olan halkların hayata bakışını anlamadan sanatını anlamak dar kalıplar içerisinde dönüp aynı yere gelmekten başka bir sonuca kavuşturmaz.
Yaşam ve sanat aslında tek isim oldukları, hayat var olduğu zamandan beri aynı sahada bir oldukları için bir birlerinden ayrı düşünülemez. Ve birbirlerinden ayrılamazlar da.

 Yaşam sanata ilham olur, sanat da yaşama ayna olur…
“Yaşam ve yaşam kalitesi” kavramı Avrupa’nın güncel literatüründe temel olarak bir insan topluluğunun ekonomik durumu, yaşam çevresi, eğitim’i ve iş’i, aile yapısı, sosyal yaşamadaki durumu gibi ölçülebilen nesnel şartlar ve bu topluluktaki insanların yaşam kalitelerine ilişkin olumlu veya olumsuz öznel düşünce ve duyguları tarafından şekillenen bir olgu olarak ifade edilmektedir. Başta yaşam çevresi olmak üzere, insan topluluklarının yaşam kalitesiyle ilgili tüm bu konular mimarlık ve mekân-yaşam ile yakından ilişkilidir.

Betonarmenin babası olarak anılan mimar Auguste Perret’ye göre “Mimarlık, mekânı örgütleme sanatıdır”. Bu tanım, mimarlık için 20. yüzyılın en dikkate değer tanımı olarak bilinmektedir. Frank Lloyd Wright’a göre ise “Mimarlık biçim haline gelmiş yaşamdır.” der.

Wright’ın da Hegel gibi, Mimarlığı ana sanat olarak benimsediğini bilinmektedir. Yine Wright’a göre, “her büyük mimar-kaçınılmaz olarak- büyük bir şairdir. Zamanını, gününü, çağını yansıtmanın büyük bir özgün yorumcusu olmak zorundadır.” 

Cengiz Bektaş da mimarlıkta insanlarla ilişkileri yoğunlaştırmanın yöntemlerinin altını çizerek, sanat eserlerinin yapıya dâhil edilmesinin mekâna fiziksel bir katkı sağladığını vurgulamıştır.

Doğan Hasol; Antikçağ’dan beri süregelen tanımlama dikkate alınarak geliştirilmiş bir formül şöyle bahsetmektedir; “Mimarlık = İşlev + (Strüktür + Konstrüksiyon) + Sanatsal Değer. Mimarlığın oluşması bu üç etmenin kabul edilebilir ölçülerde bir arada bulunmasına bağlıdır.” der

Sağlıcakla Kalın…
 

Yazarın Diğer Yazıları