Toplumsal Gerçeklik ve Cornell'li Psikologlar


İnsanoğlu sosyal bir varlıktır. Aidiyetlik duygusunu en yoğun yaşadığı yerler ise toplumun bizatihi içinde gerçekleşir. Kendini ispatlama hırsı insana hümanist bir anlayış aşılar ya da hümanizmin iliklere kadar işlemesi neticesinde toplum içinde en uyumlu bireyler dâhil herkesi birer rakip olarak görmeye sebep olur. Bu durum da bireye kişilik bozukluğu olarak yansır.

Bu konu hakkında Le Bon, insanların kitle içine girmeden önceki halleri ile kitle içindeki halleri arasında büyük değişiklikler olduğunu dile getirir. Birey kitle içerisinde ipnotize edilerek ya da telkin yoluyla kendi karakterine aykırı davranışlar kazanır. Bireyin bazı davranışları ve özellikleri yok olup giderken bazıları ise alabildiğine gelişir, evrimleşir. Kitle, bireyin bilinçli kişiliğini kaybettirerek bilinçsizliğe iter. Birey böylece etkileşim, bulaşma, telkin yoluyla diğer bireylerle aynı hedefe yönelir, iradeden yoksun otomat duruma geçer. Tüm bireylerin bilinçsiz altyapıları ortak bir paydada birleşerek dışa vurulur. Bu dışa vurum kentlerde kendini hissettirir.

Kentlerin ayyuka çıkmış hengâmesinde o kadar çok insan varlığı görülüyor ki, bizi farklı yapacak her yol -İslam inanç esaslarına rağmen- meşrulaşıyor. Sonuç mu? Bireysel buhran, toplumsal yozlaşı…

Birey bu hale nasıl gelir? Büyümenin durduğu yerde büyüklenme başlar. Büyüklenme de giderek bozulmaya ve çürümeye terk eder, her hali ahvali…

Büyümenin durduğu yerde büyüklenme başlar.

Cornell’li psikologlar David Dunning ve Justin Kruger tarafından 1999’da Dunning-Kruger Sendromunu keşfediyor. Bu fenomene göre, toplum içinde bir beceride yetersiz olanlar, o konuda kendini diğer insanlardan genelde daha üstün görüyorlar. İlginç ama şuan ki toplumsal gerçeklik ile örtüşmektedir.

Dunning ve Kruger bunu adım adım açıklamış: “Bir kişi bir konuda yetersizse; - O konuda kendi seviyesini başkalarından üstün görmeye daha yatkındır. - Diğer insanlarda gerçekten olan yetenek ve becerileri fark etmemeye meyillidir. - Kendisindeki yetersizliğin seviyesini göremez. - Eğer o beceride eğitime tabi tutulursa, daha önceden yetersiz olduğunu fark etmemeye yatkındır.” derler.

Sosyal yaşamımızı idame ederken birey oluşumuzu koruyarak bireysel becerimizi de bilmek zorundayız. Yani had bilmeliyiz.

Bu halin önüne geçebilmek için ilmen fikrimizi, dünyamızı geliştirmekten geçer. Fakat bu ilmin mayası maneviyat olmalı ki dış etkenlere karşı kendimizi koruyabilelim. Çünkü iradi olan, büyümeyle uyumlu olmak ve ona eşlik etmek durumundadır.

aticikadir@outlook.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
06Ekm
28Eyl

Kültürel Miras ve Turizm

20Eyl

İslam ve Estetik

08Eyl

Fatih Ahmed Herberdi

10Ağs

Palu'yu Yeniden Keşfetmek